Yerel Gazete ailesi olarak her yeni sesin bizleri zenginleştirdiğine inanıyoruz. Bugün, bu ailenin bir parçası olmasından büyük mutluluk duyduğumuz bir ismi sizlerle tanıştırmak istiyoruz: Hasan Çelik Yazıyla, kelimenin gücüyle, gündelik hayatın içinden süzülen gözlemleriyle tanınan Hasan Çelik, artık köşe yazılarıyla siz değerli okuyucularımızla buluşacak.
Kalemi zaman zaman düşündürecek, zaman zaman tebessüm ettirecek; ama en çok da yüreğe dokunacak. Toplumun nabzını tutan, yaşadığı yeri seven ve yerel sorunlara duyarlı bir bakışla kaleme alınacak bu yazılar, Yerel Gazete’nin hem sesi hem de vicdanı olma yolundaki yürüyüşüne güç katacak. Hoş geldin Hasan Çelik, kelimelerinle nice sayfalarda buluşmak dileğiyle..
Yolun Bedeli Yalnızca Gişede Ödenmez!..
Belli ki bu ülkede “paralı yol” deyiminin manası sadece otoyol gişelerinde bitmiyor. İnsan bir defa parasını ödedi mi, ardı sıra gelen her lokmayı da, her yudumu da, her ihtiyacını da katbekat bedelle ödemek zorunda kalıyor. İstanbul-İzmir otoyolu gibi göz kamaştırıcı projelerle övünenler, bu yolların üstünde atılan her adımda vatandaşın nasıl soyulduğuna hiç mi bakmıyor?
Evet, akaryakıt fiyatları ülke genelinde aynı. Evet, sigara fiyatları da öyle. Çünkü bu dev markalar biliyorlar ki, fiyatla oynarlarsa itibarları zedelenir. Marka dediğin, sadece bir isim değil, bir duruş meselesidir. Peki, aynı yoldaki bir tost, bir çikolata, bir şişe su neden üç katı fiyatına satılır? Bir çocuğun uzattığı el neden adaletsizliğe uzanmak zorunda kalır?
Nerede bu markaların onuru? Nerede “müşteri memnuniyeti?” Neden kimse “burada bu fiyat olmaz” demiyor? Çünkü işine geliyor. Çünkü denetleyen yok. Çünkü halkın sırtına yük binmişken daha fazlasını da yüklemek serbest.
Bu millet, sadece yol değil, suskunluk da ödüyor. Ve en çok da buna yanıyor insanın canı. Hükümet, “vatandaş lehine düzenleme” dediğinde sadece ekranda konuşuyor. Gerçek hayatta, paralı yollarda soyulan yine biziz. Üç kuruşluk çikolataya altı kuruş ödüyoruz, hem de isteyerek değil, mecbur kalarak.
O halde ne yapmalı? Almayın buradan bir şey. Yapmayalım alışveriş. Bu bir boykot çağrısı değil — ne haddimize! Sadece bir tavsiye, naçizane. Yola çıkmadan önce evimizin önündeki bakkaldan, semtimizin marketinden alalım ne alacaksak.
Hem kazıklanmamış oluruz, hem de “boykot” dedik diye tutuklanmamış… Cebimiz de rahat eder, vicdanımız da. Hem bir avuç vicdanlı esnaf kazanır, hem de kendi kendimizi kandırmamış oluruz. Çünkü bazen en büyük itiraz, sadece almamaktır.